Hazır Tez Örneği

hazır tez örnekleri, tez örnekleri indir, üniversite tez örnekleri, bitirme tez örnekleri, muhasebe tez örnekleri, pazarlama tez örnekleri, ingilizce tez örnekleri, iktisat tez örnekleri, işletme tez örnekleri, tez hazırlama, tez hazırlama kuralları, tez hazırlama, tez hazırlama merkezleri, tez hazırlama programı, tez hazırlama teknikleri, tez hazırlama merkezi, tez hazırlama yönergesi, tez hazırlama fiyatları,


ANADOLU SELÇUKLU DEVLETİNDE TİCARET ŞEHİRLERİ

İÇİNDEKİLER

ÖZET

ABSTRACT 

GİRİŞ

  Oğuzların yirmi dört boyundan bir tanesi Büyük Selçuklular 1038[1] yılının Mayıs ayında kurulmuştur. zaman içerisinde, gerek Türk devleti anlayış tarzımda yüzyıllardır egemen olan veraset sistemi, gerekse sınırlarının merkezi yönetimi etkisiz kılacak kadar genişlemiş olması gibi nedenlerden dolayı muhalif devletlerden teşekkül olan bir imparatorluk hüviyetine bürünmüştür. Bu bağlı devletlerden bazılarıysa Selçuklu hanedanlığına mensup beyler tarafından kurulmuş ve yönetilmiştir. Bunlardan bir tanesi de Anadolu Selçuklu Devletidir (1075-1318).[2] Anadolu Selçuklu Devleti, Anadolu'nun Türkleşmesi, kendisinden sonra kurulan Türk beyliklerinin, Osmanlıların ve son olarak 20. yy'ın başlarında da tek bağımsız devlet olarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin temelini oluşturması nedeniyle Türk ve Dünya tarihinde önemli bir yere sahip olduğu bilinmektedir.

  Selçuklular, 1018'den 1071 yıllına değin çeşitli akınlarla Anadolu'nun kapılarını Türklere açmak için çaba sarf etmişlerdir. Bilhassa Çağrı Bey'in (Ö. 1059) keşif seferi (1018) sonrasında atarak devam eden, Anadolu içlerine kadar ulaşan, Türk akınları ve göçleri Bizans'ı (324-1453) tedirgin etmiş, neticesinde iki devletin orduları kesin neticeyi tespit etmek için Mlazgirt'te karşı karşıya gelmişlerdir. Malazgirt Zaferi[3] sonrası (26 Ağustos 1071) Anadolu hızlı bir şekilde fethedilerek Marmara Denizi'ne kadar Türk milletinin kullanımına açılmıştır. Yaklaşık olarak 240 yıl kadar hüküm süren Türkiye Selçuklularının siyasi tarihi, bu konunun en önemli otoritesini kabul eden Prof Dr. Osman Turan tarafından "Büyük Türk muhacereti, Anadolu'nun Türkleştirilmesi ve Türkiye Selçuklu Devleti'nin kuruluşu, siyasi birlik ve bütünlük, Bizans İmparatorluğu'na karşı elde edilen üstünlük, siyasi istikrar ve ekonomi inkişaf devri, Türkiye Selçuklu Devleti'nin ikbal devri, Moğol istilası ve yıkılış devri" biçimindeki bölümler halinde araştırılıp ele alınmıştır.[4] Ancak devletin kuruluş ve yıkılış tarihleri, hüküm sürmüş olan sultanların sayısı vb gibi hususlarda farklı düşünceler ileri sürülmüştür. Turan'a göre, Türkiye Selçuklu Devleti, 1075 yılında kurulmuş, 1318 yılında da yıkılmış ve bu süre zarfında 17 sultan görev yapmıştır[5]

  Bilindiği gibi Ticaret (Ticara) "t-c-r" kökünden meydana gelmiş olup Arami dilinden Arapçaya geçmiş olan bir kelimedir.[6] Bir ürünü ucuza alınıp, pahalıya sataak aradaki farktan kar elde etmek için yapılan faaliyetlere ticaret denir.[7] Ticareti; iç ticaret dış ticaret ve transit ticaret olarak üçe ayırmak mümkündür.[8] Bir ülkenin iktisaden kalkınması için dış ticaretin daha büyük önemi olduğu bilinmektedir. Zira ülke içerisinde ne kadar canlı bir ticaret hüküm sürerse sürsün, ülke dışına mal satışı olmadığı takdirde, para ve kıymetli maden girişinin de olması mümkün değildir. Bu hususta üzerinde durulması gereken bir başka hususta iç ve dış ticaret dengesinin dikkate alınmasıdır. Bir devletin ticaretten kar elde ederek çıkabilmesi için, ihracattan kazanmış olduğu paranın, ithalata harcandığından daha fazla olması gerekmektedir.

  Ticaret faaliyetleri ile uğraşanlara, ticaretle nafakalarını elde edenlere, "tacir(çoğulu, tüccar, tüccaran)bazargan, bazergan, ehli bazar hace" ticaret yapılan yer ve alanlara ise; Sük,bazar(pazar), çarşı" denilmektedir. Türkiye Selçukluları'nda 12. yy'dan itibaren "hoca, hace ya da hacegi" isimlerine sahip, efendi, okumuş kişi vb gibi manaların yanı sıra; ticaretle veya zanaatla uğraşanlar içinde kullanıldığı bilinmektedir. Nitekim; hace-i bazar tabiriyle esnaf, tüccar, halü hal sahibi kişiler kastedilirdi.  Şehir divanlarında görevli olan büyük tacirlere "haccegan" denilmekteydi.[9]

  Türk fetihlerinin ilk dönemlerinde meydana gelen savaşlar neticesinde çıkan genel kargaşanın geçici olarak ticaret imkanlarını kısıtladığını söylemek mümkündür. Fakat 13. yüzyılın başlarındaki olayları bilhassa Latinlerin İstanbul'u fethi nedeniyle İstanbul pazarlarının karışmasını göz önüne alırsak tam tersi bir durumla karşılaşırız. Bir taraftan tam gerçekleşmemiş olsa da Müslüman dünyasıyla bütün olma, diğer yandan bir Selçuklu sarayının ve ülke içinde önemli merkezlerinin kurulması neticesinde Türk fetihleri ticaretin gelişmesine yol açmıştır.[10]

Alesio Bombaci'ye göre, Selçuklu devletinde esas ekonomi faaliyet ticaret üzerinde yoğunluk göstermiştir. 12. yy sonlarında sultanlar, emirler, zenginler ülke içerisinde uluslararası ticaretin gelişmesine çaba sarf etmişlerdir. Bu bağlamda Konyalı tacirler İstanbul'a kadar gidip orada alış veriş yapmış ve Chonae'deki aziz Mihail fuarına katılmışladır. 1332 yılında ölen Teodora Lamenti, Anadoluya ilişkin ağıtlarında burayı zorunlu ihtiyaç mallarından hatta lüks maddelerden hiçbir şeyin noksan olmadığı bir ülke diye nitelemiştir.[11] "Sınırları içerisinde yaşayan insanları soy ve din farkı gözetmeden, tamamıyla refah içinde yaşamalarını sağlamak, Türk devletinin başlıca görevidir"[12] Bu temel kaide Anadolu Selçukluları da sadık kalmışlardır. Anadolu Selçuklu Devleti sultanları, siyasi, harsi, ilmi ve dini politikalarının yanı sıra, ticari konularda da sistemli bir şekilde politika yürütmüşlerdir.

BİRİNCİ BÖLÜM

1. ANADOLU SELÇUKLU DEVLETİ'NİN TİCARETİ GELİŞTİRMEK İÇİN İZLEDİĞİ POLİTİKALAR, YAPMIŞ OLDUĞU FAALİYETLER ve TİCARİ PAZARLAR

  1.1. Anadolu'da Türk Birliğini Gerçekleştirme Politikası

  1.2. İskan Politikası

  1.3. Üretim Politikası

  1.4. İmar Politikası

  1.5. Ticari Amaçlı Fütuhat Politikası

  1.6. Düşük Ticari Vergi(Gümrük Resmi) Alma Politikası

  1.7. Selçuklu Paraları ve Para Politikası

  1.8. Ticaret Hukuku ve Yargı Politikası

 

İKİNCİ BÖLÜM

2. ANADOLU SELÇUKLU DEVLETİNDE TİCARET YABANCI DEVLETLERLE YAPILAN TİCARİ FAALİYETLER

  2.1. Anadolu'nun Türk Hakimiyetine Girmeden Önceki Ticaret Durumu

  2.2. Anadolu Selçuklu Devletinde Ticaret Güzergahları

  2.2.1. Doğu-Batı İstikametinde Bulunan Alan Yollar

  2.2.2. Kuzey-Güney Batı İstikametinde Bulunan Yollar

  2.2.3. Güneydoğu-Kuzeybatı İstikametinde Bulunan Yollar

  2.3. Anadolu Selçuklu Devleti'nin Ticaret Yapmış Olduğu Ülkeler

  2.3.1. Bizans İmparatorluğu İle Yapılan Faaliyetler

  2.3.2. Şam ve Mısır İle Yapılan Faaliyetler

  2.3.3. İran'la Yapılan Ticari Faaliyetler

  2.3.4. Irak'la Yapılan Ticari Faaliyetler

  2.3.5. Venedikliler İle Yapılan Ticari Faaliyetler

  2.3.6. Cenovalılarla Yapılan Ticari Faaliyetler

  2.3.7. Kıbrıs'la Yapılan Ticari Faaliyetler

  2.3.8. Karadeniz'in Kuzeyi ve Kafkasya'daki Uluslar ile Yapılan Ticari Faaliyetler

  2.3.9. Pisalılar İle Yapılan Ticari Faaliyetler

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

3. ANADOLU SELÇUKLU DEVLETİ'NDE TİCARİ ŞEHİRLER VE LİMANLAR

  3.1.Doğu Ve Güneydoğu Anadoludaki Selçuklu Ticaret Şehirleri

  3.2.Akdeniz Bölgesindeki Selçuklu Ticaret Şehirleri

  3.3. Karadeniz Ve Kırımdaki Selçuklu Ticaret Merkezleri

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

SELÇUKLU DÖNEMİNDE ANADOLU ŞEHİRLERİNDE KURULAN TİCARET KOLONİLERİ

TARTIŞMA VE SONUÇ

KAYNAKLAR

ÖNSÖZ

BİRİNCİ BÖLÜM

1. ANADOLU SELÇUKLU DEVLETİ'NİN TİCARETİ GELİŞTİRMEK İÇİN İZLEDİĞİ POLİTİKALAR, YAPMIŞ OLDUĞU FAALİYETLER ve TİCARİ PAZARLAR

  1.1. Anadolu'da Türk Birliğini Gerçekleştirme Politikası

XI. yüzyıl başında Anadolu ’da Hıristiyan Bizans ve Müslüman Türk kültür ve medeniyeti arasında; güneybatıda Tarsus , Misis , Haruniye , Anazarba Maraş , Besni , Hısn-ı Mansur kentlerinden kuzeydoğuya yönelerek Malatya , Erzincan , Erzen-i Rûm , Hınıs , Malazgirt , Ahlat , Erciş kentleri boyunca uzanan siyasal sınırların; 1064 yılında yetmiş bin hane ve bin kilisesi ile Bizans Devleti’nin en önemli ve gelişmiş sınır kentlerinden biri olan Ani kentinin fethiyle başlayan ve 1071 Malazgirt Zaferi ile zirveye ulaşan Türk fetih süreci sonunda, başta Ahlat ve Erzen-i Rûm olmak üzere birçok Doğu Anadolu kentinin Türk-İslâm egemenliğine girmesiyle batıya doğru ilerlemeye başladığı görülmektedir (Le Strange, 1926, 82-88; Abü’l Farac, 1945, 316; Honigmann, 1970, 185-186; Kırzıoğlu, 1970, 111-139).

Bu süreçte; Türk fatih, alperen ve gazilerinin örgütlediği göçebe Türkmen toplulukları Batı Anadolu sahillerine dek yayıldığı ve XI. Yüzyıldan itibaren de Nicaea (İznik) ya da Laodiceia (Denizli yakını) gibi Bizans kentleri çevresinde yerleşmeye başladıkları bilinmektedir (Özcan,2006). Bu gelişmeler sonunda; göçebe Türkmenler ile kentli Bizanslılar arasında alışverişler, ziyaretler ya da evlenmeler gibi karşılıklı sosyal, kültürel ve ekonomik ilişkiler kurulmuştur denilebilir. XI. yüzyıl başından itibaren ise Bizans Devleti’nin içine düştüğü siyasal karışıklıktan yararlanan Türkmenlerin, Bizans kentlerinin yerleşim sürecine dahil oldukları ve İznik başta olmak üzere birçok kentte egemen unsur olarak yerleştikleri görülmektedir (Laurent, 1988, 225; Sümer, 1967, 439- 441; Akdağ, 1949, 499-500).

Anadolu ’da erken Türk fetih dönemi olarak adlandırılan bu süreçte; Erzincan –Ahlat hattı arasında kalan bölgenin, Türkmen toplulukların örgütlenme ve harekât merkezleri olarak, ileri bir sosyal ve ekonomik gelişmişlik düzeyine ulaşırken, bölge kentleri de Türk–İslâm felsefesi altında örgütlenmiş dini ve sosyal kurumlarla donatıldığı belirtilmektedir (Ayça, 1944- 1945, 16; Tuna, 1987: 165). Burada kentler sisteminin odak ya da düğüm noktaları açısından dikkat çekici noktası; ilk Türk Beyliklerinin Sivas , Erzen-i Rûm , Erzincan ya da Ahlat gibi askeri üs işlevindeki siyasal-yönetsel merkezlerinin, Anadolu ’nun milletlerarası ticaret yollarının bağlantı noktalarında konumlanmış olmasına dayalı olarak Selçuklu döneminde de sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal idare merkezi olma işlevini korumuş olmalarıdır (Özcan,2006).

Bunlara ek olarak Selçuklu döneminde, doğu-batı milletlerarası ticaret yolu üzerindeki konumuna bağlı olarak sosyal, kültürel ve ekonomik kent kurumlarının yapılandırılmasıyla milletlerarası mübadele merkezi işlevi kazanan ve İslâm halifeliğinin başkenti Bağdat ile rekabet edecek seviyeye ulaştığı söylenen Ahlat kentinin Kubbetü’l İslâm (İslâm’ın kubbesi) unvanı ile adlandırıldığına ve İlhanlı tabiiyet döneminde 51.500 dinar vergi gelirine sahip olduğuna ilişkin kayıtlar mevcuttur (Togan,1931).Ayrıca veriler,  Selçukluların gerileme döneminde bile bölgesinin en büyük kenti olduğunu göstermektedir (Sümer, 1986, 447-489; Karamağaralı, 2002, 800-806).

Ancak Özcan (2006), XI. yüzyıl sonunda başlayan ve XII. yüzyıl başlarına dek süren temelde akın ve baskınlarla gerçekleştirilen yağma karakterli Türk yayılması kısa sürdüğünü, Hıristiyan Batı tarafından örgütlenen Haçlı seferleri sonrasında Türkler, Batı Anadolu sahil bölgeleri ve fetih dönemlerinde ele geçirdikleri birçok Batı Anadolu Bizans kentini terk ederek Orta Anadolu’ya çekilmek zorunda kaldıklarını belirtmektedir. Bu gerileme süreci sonunda Bizans-Türk siyasal sınırları Kızılırmak havzasına gerilemiştir. Bu olumsuz gelişmelere bağlı olarak; ilk Türk yayılması sürecinde Kutalmış-Oğlu Süleyman Şah tarafından İznik merkez olmak üzere kurulan Anadolu Selçuklu Devleti de merkezini Konya ’ya taşıyarak Orta Anadolu bölgesine çekilmiştir (Kafesoğlu, 1979-1980, 1-28; Turan, 1971, 45-82).

Anadolu ’da Bizans -Selçuklu ikili siyasal dengesinin kurulması sonucunu doğuran bu gelişmelerin; bir taraftan Selçuklulara organize olma ve Türk siyasal birliğini kurma fırsatını kazandırırken, diğer taraftan da Anadolu’da Türklerin kalıcı olarak yerleşmesine zemin hazırladığı söylenebilir. Yaklaşık bir yüzyıl süren bu siyasal denge süreci; Selçuklu Sultanı II. Kılıç Aslan (1156–1192) döneminde, özellikle XII. yüzyılın son yarısından itibaren, Anadolu’nun çeşitli yörelerinde dağılmış olarak hüküm süren Türk devletlerinin ve göçebe Türkmen aşiretlerinin Selçuklu egemenliği altında birleştirilerek Türk siyasal birliğinin kurulması ve Anadolu’da Türk–İslâm kolonizasyon sürecinin başlamasıyla sonuçlanmıştır ( Özcan,2006).

Pitcher (1999), yukarıda belirtilen siyasal gelişmeler sonucunda Anadolu ’da Selçuklu yönetsel egemenlik alanının; batıda Uc olarak adlandırılan Marki (Fethiye) Körfezi ve Dalaman Çayı -Tunguzlu -Honaz -Karahisar-ı Sahip - Kütahya -Ankara -Kastamonu -Sinop hattı, güneyde Kilikya Ermeni Krallığı sınırlarına dek uzanan Antalya -Alâîyye -Silifke hattı sahil bölgeleri, kuzeyde Amasya -Niksar -Tokat boyunca uzanan Yeşilırmak ve Kelkit vadileri ile Trabzon Rum İmparatorluğu sınırlarına dek uzanan SinopOrdu -Giresun hattı sahil bölgeleri ve Karadeniz ’in kuzey sahilindeki Kıpçak sahrası , doğuda Arap-İslâm kültür ve medeniyeti egemenlik alanları dışında kalan Elbistan -Malatya -Erzincan -Erzen-i Rûm hattından Çoruh Vadisi’ne dek uzanan bölgeyle sınırlandığını savunmaktadır (Harita 1).

Anadolu ’da bu yönetsel sınırlar içinde kalan bölgelerde, XI. yüzyıl sonu ve XII. yüzyıl başı arasındaki dönemde, Selçuklu egemenliğinde İslâm minberi gönderilmiş en az yetmiş kent bulunduğuna ilişkin kayıtlar, dönemin sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal ilişkiler örgüsü ve üretimdağıtım organizasyonları kapsamında bütünsel bir kentler sisteminin parçalarını oluşturabilecek altyapının varolduğunun bir göstergesidir (İmadeddin Al-İsfahâni, 1943, 56; Anonim Selçuk-Nâme, 1952, 25).

Harita 1.

Harita2.

Harita 3.

1.2. İskan Politikası

En geniş anlamıyla “beşerî yerleşme” isimlendirilen iskân faaliyetinin, Türklerin Anadolu’ya planlı bir şekilde yerleşmesini ve Anadolu’nun Türkleşmesini sağlayan önemli faaliyetlerden biri, belki de en önemlisi olduğu belirtilmektedir (Tanoğlu: 1954: 1). Çetin (2002) de, Anadolu’nun Türk vatanı haline gelmesinin Türk devletlerinin bu politikaları sayesinde olduğuu savunmaktadır. Özellikle Malazgirt Zaferi’nden hemen sonra vuku bulan göçlerin, yaklaşık iki asır süren uzun soluklu nüfus hareketinin başlangıcını oluşturduğu belirtilmektedir (Sümer, 1960: 574).

İskân plan ve programı, işte bu nüfusun Anadolu topraklarına etkili bir şekilde yerleştirilmesidir denilebilir. Bu politikanın, Türklerin Anadolu’da kurduğu bütün devletlerin ortak özelliğini yansıttığı görülmektedir (Gümüş,2013). Gümüş (2013) iskân politikasını, çok yönlü ve çok amaçlı bir faaliyetler bütünü olarak tanımlamaktadır. Daha ilk zamanlardan itibaren gerçekleştirilen planlı göçlerle, Büyük Selçuklu hükümdarı Melikşah zamanında 500 binin üzerinde bir Türk kitlesinin Anadolu’ya geçtiği bilinmektedir (Dikici, 1998). Cahen (1987), bu göçün iskân kaynağının birinci dalgasını oluşturduğunu belirtmektedir. Bu göç hareketi sadece nüfus baskısından kurtulmak amacıyla Türk boylarının başka cihetlere yönlendirilmesi şeklinde olmayıp arkasında belli bir düşüncenin ürünü olan büyük planlar bulunmaktadır (Gül, 1971).

Bu iskân politikasından beklenen  amaçlar şu şekilde sıralanabilir (Gümüş,2013):

İskan faaliyeti bir nüfus kontrolüdür ve merkezî otoritenin en ücra köşelere kadar yayılmasına hizmet eder. İskân faaliyeti bir iktisadî dönüşüm hareketidir. Zira nüfusun fazla olduğu yerlerde ciddi birnüfus baskısı oluşur. Bu baskı üretimi azaltır, iktisadî faaliyeti gerileterek zamanla çökertir. İskân faaliyeti boş ve terk edilmiş toprakların üretime açılması amacına hizmet ettiğinden zenginleşmeye zemin hazırlar ve üretim ve geliri sürekli kılar.

İskân politikası asayişin iadesi işidir. Asayişin bozulmasına zemin hazırlayacak unsurların kontrollü bir Şekilde baŞka mahallere sevki ile asayiŞin temini sağlanır. İskân politikası içtimaî dinamizme zarar verecek verebilecek aŞiret ve boyların alternatif bir güç olarak ortaya çıkmasının önünü kapatır. Zira alternatif bir güç haline gelecek aşiret ve boyların bölünerek başka başka mahallere iskân edilmesi ile kontrollü bir Şekilde merkezî otoriteye bağlı bir hale getirilir.

İskân politikası toprağın coğrafyaya, coğrafyanın da vatana dönüştürülmesini sağlar. İskân politikası toprağın kültürlenmesidir. Bu sayede boş, sahipsiz ve terk edilmiş topraklar vatanlaşır. İskân politikası ile askerî zaferlerle kazanılmış topraklar taçlandırılır. Bu zaferlerle kazanılan topraklar, iskân politikası ile tapulanır. İskân politikası ile bu topraklar milletin tapulu malı haline getirilir.

Anadolu topraklarına Türk kitlelerinin Malazgirt Zaferi’nden önce, Çağrı Bey’in keşif akınlarından sonraki 1028, 1038, 1044, 1047 ve 1063 yıllarında büyük Türk kitleleri Anadolu’ya gelmiştir ( Gümüş,2013). Bu gelen nüfus kitlesinin iskân politikasının ilk nüfus kaynağını oluşturduğu söylenebilir. Malazgirt Zaferi’nden hemen sonra bu nüfus kitlelerinin, Anadolu’da fethedilen yerlere planlı bir şekilde iskân edidiği görülmektedir (Dikici, 1998: 196).

hazır tez örnekleri, tez örnekleri indir, üniversite tez örnekleri, bitirme tez örnekleri, muhasebe tez örnekleri, pazarlama tez örnekleri, ingilizce tez örnekleri, iktisat tez örnekleri, işletme tez örnekleri, tez hazırlama, tez hazırlama kuralları, tez hazırlama, tez hazırlama merkezleri, tez hazırlama programı, tez hazırlama teknikleri, tez hazırlama merkezi, tez hazırlama yönergesi, tez hazırlama fiyatları,

Tuğrul Bey’den başlamak üzere Sultan Alparslan ve Sultan Melikşah gibi Büyük Selçuklu sultanlarının Türk kitlelerini Anadolu’ya sevk ederek, iskân politikasının beşerî kaynaklarını sağladıkları belirtilmektedir ( Gümüş,203). Bu nüfus politikasının en önemli sonucunun ise, Anadolu’nun Türkleşmesi olduğu savunulmaktadır (Turan, 1999: 281; Turan, 2010b: 48).

Türkiye Selçuklu Devleti kurulduktan hemen sonra SüleymanŞah, Türk boylarını Orta Anadolu’ya yerleştirerek iskân politikasını devam ettirmiştir. Türkiye Selçuklu Devleti’nin kurulmasının da büyük Türk kitlelerinin bir anda Anadolu’nun Batı taraflarına taşınmasını sağladığı savunulmaktadır (Cahen, 1987: 1410). Böylece Orta Anadolu çok kısa bir sürede Türk nüfusu ile dolmuştur denilebilir. Bu planlı iskân politikası ile Bizans’tan devralınan harap, ıssız ve boş toprakların imar edilmesinin sağlandığı, şehirlerin şenlendiği, iktisadî hayatın yeniden inkişaf edildiği görülmektedir (Çetin, 1981: 88).

Bu planlı politikaların, aslında, Türklerin sahip olduğu nüfus eliyle Türkleştirmek arzularının ne kadar kuvvetli olduğunun önemli delili olduğu belirtilmektedir (Barkan, 1954: 62). Bunun da, Anadolu’da büyük ve güçlü Türk devletlerinin teşekkülünü hazırladığı savunulmaktadır (Barkan II, 544). Bunlara ek olarak, Türkler’ in planlı ve programlı bir iskân politikası sayesinde Anadolu’nun en ücra köşelerini doldururken, Bizans’ın da karşı bir iskân politikasına giriştiği ve Balkanlardan Hristiyan Kıpçak, Kuman ve Peçenek Türklerini Anadolu’da iskân ettiği görülmektedir (Çay I, 1983: 186- 187).

Aslında Bizans Devleti’nin bu politikasıyla Anadolu’nun Türkleşmesine katkıda bulunduğu söylenebilir. Anadolu’nun Türkleşmesi sırasında buradaki gayrimüslimlerin zorla İslam dinine geçirildiği ve toplu ihtidaların yaşandığı bazı tarihçiler tarafından vurgulanmaktadır ( Gümüş,2013). Anadolu’da toplu sayılabilecek ihtida hareketinin, işte bu gayrimüslim Kıpçak, Kuman ve Peçenek Türkleri arasında olduğu görülmektedir ( Gümüş,2013).  Bu durumun da, Anadolu’da İslamlaşma ve Türkleşmeye hizmet ettiği savunulmaktadır (Togan, 1981: 195; Köymen, 1986: 30; Çetin, 1981: 63).

İskân politikasının etkili bir şekilde Anadolu’da uygulanmasının, Türkleri, siyasî, içtimaî ve iktisadî bütün cihetlerde üstün duruma getirdiği aşikardır (Gümüş,2013). İskân politikasının Anadolu’da kurulmuş devlet ve beyliklerin ortak özelliği olduğu bilinmektedir.

1.3. Üretim Politikası

Selçukluların, Anadolu ’yu milletlerarası ticaret alanı içine sokabilmek ve yabancı ülkelerle sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasal ilişkileri geliştirerek, Türk-İslâm kolonizasyon sürecinin mekânsal altyapısını oluşturmayı hedefledikleri belirtilmektedir ( Gümüş,2013). Bu kapsamda; vergi muafiyetleri, ticaret serbestliği ve sigorta kurumunu kapsayan ticaret anlaşmaları ya da ahid-nâmeler ile tüccarlara can-mal güvenliği ya da konaklama olanakları sağlamasının yanısıra diğer her türlü ihtiyaçlarının karşılanması için vakıf olarak inşa edilen köprü ve kervansaray ya da ribât yapıları ile desteklenen milletlerarası ticaret ağı ile bütünleşik bir üretim-dağıtım sistemine dayanan sistemli bir ekonomi politikası izledikleri görülmektedir (Bratianu, 1929, 166-168; Turan, 1946, 471-496; Turan, 1964, 214-220; Turan, 1990, 117-126; Cahen, 132-143).

Selçukluların izlediği ekonomi politikalarının ve kurguladıkları üretim sisteminin Anadolu kentler sistemi üzerindeki yansımalarının; tarihi-fiziki coğrafya ve doğal kaynak varlığı ya da potansiyeli, milletlerarası ekonomik ilişkiler ve dağıtım sistemi, meslekî-dinî örgütlenmeler ve geleneksel yaşam biçimi ve askeri-siyasal potansiyeller olmak üzere bir dizi değişkene dayandığı söylenebilir. Bu kapsamda, Selçuklu kentler sisteminin üretim organizasyonları düzeyindeki ürünlerinin; üretim-dağıtım ya da aktarmaharekât merkezleri, farklı dinsel-siyasal yapılanma ya da propaganda merkezleri ile geleneksel üretim ve göçebe-yarı-göçebe yaşam biçimine dayalı yaylak-kışlak işlevindeki mevsimlik yerleşmeler ile Müslüman-Türk ve Hıristiyan-Bizans kırsal topluluklarının tarımsal araç-gereç ve araziler vermek ya da vergi muafiyetleri tanımak gibi çeşitli teşviklerle iskân edildiği tarımsal yerleşmeler ya da köyler olarak tanımlanabileceği söylenmektedir (Turan, 1959, 137-152; Akdağ, 1995, 24-31; Cahen, 2001, 86-89).

Tarımsal üretim ve yerleşme politikalarına dayalı olarak kırsal boyutu açıklanan Selçuklu üretim sisteminin, kentsel üretim organizasyonları kapsamında ise  Anadolu’nun Türk–İslâm kolonizasyon sürecinin, fethedilen kentlerde asker ya da yönetici sınıflar olarak yerleşen Türkler ile süreç içinde zanaatkâr ve tüccar ya da dini sınıflar olarak kentlere yerleşen Türkler olmak üzere iki farklı sosyal ve kültürel aşamada gerçekleştiği görülmektedir ( Gümüş,2013). Gümüş (2013) bunun temel nedeninin; kentlerdeki zanaat faaliyetlerinin Hıristiyan Rum ya da Ermeni nüfusun elinde olması ve Selçuklu sultanlarının yabancı tüccarlara verdiği imtiyazlar ile temelde göçebe karakterli Türk nüfusunun kent yaşamına süreç içinde alışmasına dayalı olarak kentlerde henüz demografik olarak üstünlük sağlayamamış olması olduğunu savunmaktadır.

  1.4. İmar Politikası

  1.5. Ticari Amaçlı Fütuhat Politikası

  1.6. Düşük Ticari Vergi(Gümrük Resmi) Alma Politikası

  1.7. Selçuklu Paraları ve Para Politikası

  1.8. Ticaret Hukuku ve Yargı Politikası



[1] Faruk Sümer, Oğuzlar (Türkmenler)  Tairihleri-BoyTeşkilkatı-Destanları, Ankara Üniversitesi Yayınları, Ankara, 1967, ss.378-386

[2] Coşkun Alptekin, "Büyük Selçuklular"  D.G.B.İ.T., Konya, 1994, C.  VII.  s.95-183

[3] Mikhail Psellos, Khronographia, Çev. Işın Demirken, Türk Tarih Kurumu Yayınları Ankara, 1992. ss 228-230.

[4] Turan, a.g.e. S. Zamanında  s.689

[5] Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye Siyasi Tarih Alparslan'dan Osman Gazi'ye (1071-1328)  Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 1998: s.689

[6] W.Heffening, "Ticaret" İ.A. Eskişehir, 1997, C. XXII/I s.257

[7] İlker Parasız, Modern Ansiklopedik Ekonomi Sözlüğü, Ezgi Kitabevi, Bursa, 1999, s.596

[8] Şevket Ayata, Ticaret Bilgileri, İzmir, 1958, ss.23-24

[9] Erdoğan Merçil, Türkiye Selçukluları'nda Meslekler, Ankara, 2000, ss. 24-25,147,174

[10] Cha, a.g.e. s. 119-120

[11] Şerafettin Turan, Türkiye-İtalya İlişkileri I (Selçuklulardan Bizans'ın Sona Erişine), İstanbul, 1990, s. 96; M. Said Polat, Moğol İstilasına Kadar Türkiye Selçuklularında İctimai ve İktisadi Hayat, İstanbul, 1997, s. 170 (Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türkiyat Araştırmaları Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi)

[12] Mehmet Altay Köymen, "Selçukluların Kendilerine Mahsus İktisadi Siyasetleri Var mıydı?" Milli Kültür Yayınları, Ankara, 1979, C.I, S.XII, s.66


Son Eklenen İçerikler