Kapasite Yaklaşımı Tezi


Yoksulluk, İnsani Yoksulluk, Kapasite Yaklaşımı, Cinsiyet Eşitsizliği, Çocuk Yoksulluğu.

Küresel ekonomide yaşanan büyük refah artışına rağmen yoksulluk dünyanın en önemli sorunlarından birisidir. İki milyar sekizyüz milyon insan Dünya Bankası tarafından belirlenen günlük 2 ABD doları olan yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Küresel ekonomide bir yandan giderek artan zenginlik gözlemlenirken, diğer yanda şiddetli ve geniş çaplı bir yoksulluk yaşanmaktadır. 

1990’lı yıllarda küresel yoksulluğu açıklamak için kullanılan Kuzey-Güney yarım küreler ayrımına dayanan dünya görüşü değişmiştir. Uluslararası sistemdeki değişimden dolayı küresel yoksulluğu açıklamak için iki farklı ve birbiriyle yarışan perspektif ortaya çıkmıştır. Bu perspektiflerden birisi “Bretton Woods”, diğeri ise “Birleşmiş Milletler” yaklaşımıdır. Bretton Woods yaklaşımında yoksulluk gelir yoksulluğu olarak tanımlanır, genellikle parasal göstergelerle (kişi başına düşen milli gelir, reel ücret, işsizlik oranı, yoksulluk sınırı, kafa sayım oranı gibi) ifade edilir. Birleşmiş Milletler yaklaşımında ise yoksulluk tanımı Amartya Sen’in Kapasite yaklaşımına dayanır ve çok boyutludur. Bu yaklaşımda yoksulluk insani yoksulluk olarak tanımlanır, genellikle parasal olmayan göstergelerle (okula kayıt oranı, okur-yazarlık oranı, ortalama yaşam süresi, bebek ve çocuk ölümleri gibi) ifade edilir.

Bu tez çalışmasında yoksulluk iki yaklaşım kullanılarak da incelenmiştir. Bu çalışmada yoksulluk incelenirken Bin Yıl Kalkınma Hedefleri, İnsani Gelişme ve Yoksulluk Endeksleri, yoksulluk sınırları (gıda, gıda ve gıda dışı, günlük 1 ABD doları gibi) ve gelir dağılımı verileri birlikte kullanılmıştır. Bu amaçla Dünya Bankası’nın, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın ve Türkiye İstatistik Kurumu’nun elektronik veri dağıtım sistemlerinden 2004-2005 yılına kadar olan verileri indirilmiş ve kullanılmıştır.

Bu çalışmada yoksulluğun nedenleri detaylı bir biçimde incelenmektedir. Yoksulluğun en önemli nedenleri arasında gelişmekte olan ülkelerin zayıf kurumsal ortamlarında uygulanan neoliberal politikalar, küçük büyüme oranları, yüksek enflasyon, büyük ve sürdürülemeyen bütçe açıkları ve dış açıklar gibi makroekonomik istikrarsızlığa yol açan sorunlar bulunmaktadır. Yoksul insanların sahip olduğu yetersiz fiziki ve beşeri sermaye, kredi piyasalarındaki aksaklıklar ve yüksek doğurganlık oranları yoksulluğun en önemli mikroekonomik nedenleri olarak kabul edilmektedir. Ayrıca, gelişmekte olan ülkelerde görülen demokrasi açıkları, hak ve özgürlüklerin sınırlanması ve insan hakları ihlalleri yoksulluğun yönetimsel ve yasal nedenleri arasında sayılmaktadır. 

Bu çalışmada 24 gelişmekte olan ülkenin yoksulluk düzeyleri iki farklı yöntemle çok boyutlu olarak hesaplanmış ve ülkeler arasında sıralamalar yapılmıştır. Bu ülkelerin yoksulluk düzeylerinin ölçülmesinde 10 farklı gösterge kullanılmıştır. Bu göstergeler arasında parasal olmayan göstergeler (okur-yazar olmayanların oranı, doğumda yaşam beklentisi, yetersiz beslenenlerin oranı vs.) ağırlıktadır. Yoksulluk düzeylerinin ölçülmesinde kullanılan ilk yöntem Anand-Sen’in (1997) geliştirdiği İnsani Yoksulluk Endeksinde kullanılan yöntemdir. İkinci yöntem ise Borda kuralıdır. İki farklı yöntemle çok boyutlu olarak yapılan ölçüm sonuçlarından elde edilen sıralamalar ülkelerin gelir sıralamasından farklıdır. Türkiye ülkeler arasında yapılan sıralamalarda ön sıralarda yer almaktadır. Gelir dağılımı, siyasi istikrarsızlık ve şiddet oranı, kanunlara uyulmama oranı gibi sosyal göstergeler kullanıldığında bile Türkiye 24 ülke arasında ön sıralarda yer almaktadır. 

Türkiye’nin yoksulluk profili incelendiğinde yoksulluğun hanehalkı büyüklüğüyle doğru orantılı, eğitim düzeyiyle ters orantılı olarak değiştiği saptanmıştır. Türkiye’de en riskli ve kırılgan gruplar arasında özürlülerin, çocukların ve emeklilerin yer aldığı; eğitim ve istihdam alanlarında, merkezi ve yerel karar verme süreçlerinde ve sosyal yaşantımızda oldukça büyük bir cinsiyet eşitsizliğinin bulunduğu görülmüştür. Türkiye’de her dört çocuktan birinin yoksul olduğu tahmin edilmektedir. Eğer, çocuk yoksulluğu önlenemez ise, yoksulluğun gelecek nesillere transfer edileceği öngörülmektedir. 

Son Eklenen İçerikler